16 Eylül 2007 Pazar

“Kaşık yok mu?

Ameliyathanemizin çalışmaları sürerken ben de bu arada hem işleri takip etmeye hem de Sudan’ı daha yakından tanımaya çalışıyorum. Burada mesai 08:30’da başlıyor. Sudanlıların kahvaltı alışkanlığı bizimkinden oldukça farklı. Burada halk günde iki öğün yemek yiyor. Bunlardan biri “futur” (kahvaltı) dedikleri ilk öğün ve bu her yerde; evde, işte, ofiste, okulda, hastanede saat 11:00’de yapılıyor. Saat 11:00 olunca bakıyorum; hastanedeki bütün hemşireler, çalışanlar ve hastalar işlerini bırakıp kahvaltılarını yapıyorlar. Fakat kahvaltı sofrası öyle bizim sofralarımız gibi zengin değil. Genellikle tek çeşit var kahvaltıda; o da “full”, yani bakla ezmesi. Bakla ezmesinin envai çeşidi mevcut: ısıtılmış, soğuk, zeytinyağlı, acılı, bol soslu Aklınıza gelebilecek her türlü sosla bakla ezmesini yiyorlar.

Biz de bir kahvaltı vakti, hastanenin hemen yanındaki küçük bir lokantaya mı desem, kahvaltıhaneye mi desem, girdik ve yiyecek bir şeyler istedik. Menüde ne olduğunu tahmin edersiniz. Tabii ki full ve ekstradan tas kebabı. Biz ikisinden de istedik; bir de ortaya salata. Yemek iyi gibi gözüküyordu ama bir sorun vardı: kaşık getirilmemişti. Ekmeği bandırıp yemek zorundayız. Tamam, suyunu ekmekle hallettik ama yemeği nasıl yiyeceğiz? Bir türlü beceremedik ve çaresiz garson çocuktan kaşık istedik. Çocuk sanki ilk defa duyuyormuş gibiydi kaşık kelimesini; derdimizi bir türlü anlatamadık. Neyse ki yan masadaki birkaç bayan bizi anladı ve sonunda üç kaşık yıkayıp bize getirdiler. Biz de rahatlıkla yemeğimizi yiyebildik.

İşte bu kahvaltı molası, devlet dairelerinde, resmi olmasa da 45 dakikalık bir yemek paydosu anlamına geliyor. Daha sonra çalışma devam ediyor. Saat 13:30’a gelince namaz paydosu var. O da yarım saat sürüyor. Namazlar kılındıktan sonra işe tekrar dönüyorlar; ta ki saat 15:10’a kadar. Asıl iş paydosu 15:30’da ama 20 dakikalık bir hazırlık süresinden sonra saat 15:30’da herkes işi bırakıyor. İşte Sudan’da bir memurun çalışma saatleri böyle. Günün ikinci öğünü ise öğrendiğimize göre saat 19:00’dan sonra yeniyormuş.

Burada hafta sonu tatili cuma günü ve haftada sadece bir gün tatil. Cumartesi tekrar iş başı yapılıyor. Sudan, tipik bir Afrika ülkesi. Hiç kimsenin acelesi yok. Her şey yavaş işliyor. Ne olursa olsun, ne kadar aceleniz olursa olsun, işi yapan için acele yok. İşler hiçbir panik alameti gösterilmeden, yavaş yavaş yapılıyor.

Başkent Hartum’da ana yollar hariç bütün yollar toprak. Bu yüzden her taraf toz içinde. Biz gelmeden evvel son 10 yılın en büyük kum fırtınası yaşanmış. Buradaki arkadaşlar telefonları ile kayıt yapmışlar. Bu kayıtlardan izlediğimize göre çok korkunç bir manzara yaşanmış gerçekten. Kahverengi, dev bir toz fırtınası üzerinize geliyor ve bir saat böyle kalıyor. Her sene bir-iki defa kum fırtınası olurmuş ama bu sene bir uğultuyla başlayan fırtına insanları çok korkutmuş.

Kaldığımız ev ne kadar korunaklı olsa da evde her zaman toz var. Aslında burada tozun varlığı kirlilik alameti değil. Her gün temizlik yapılsa dahi ortamı tozdan korumak gerçekten çok zor.

Başkentte son iki yıldan beri neredeyse her yerde inşaat çalışmaları varmış. Çünkü hemen hemen bütün resmi binalar İngiliz sömürgesi zamanından kalmaymış. Bizim şu an faaliyet gösterdiğimiz hastane de bir zamanlar İngilizlerin askeri garnizon olarak kullandığı bir bina imiş. Binaların hepsi, yeniler de dahil, pişirilmiş kerpiçten yapılma. Eski yapılar yüksek değil, genelde iki katlı ve kolonsuz; fakat çok kalın duvarlardan yapılmışlar ve çatıları da var. Bunun sebebinin sıcaktan korunma olduğunu zannediyorum. Bizim bulunduğumuz hastane de böyle bir yapıya sahip ve hastanenin içi her vakit gölgede kalıyor.